2010’da kimlerin değerini yeterince bilemedik? 7 gün 24 saatlik haber furyasının ortasında, gerçekten fark yaratan insanlar, Lady Gaga’nın etten elbisesi gibi bir günlük haberlerin gölgesinde bırakıldı. Yılın bu son günlerinde, dikkatimizi daha fazla hak eden birkaç insana bir göz atalım.
- ‘Kızgın çocuk’ Manning
Bir: Bradley Manning. Hepimiz Julian Assange’a odaklandık, fakat gizli belgeleri asıl sızdıran kişi olan bu genç Amerikalı askere kimse dönüp bakmadı. Zaten adı geçtiğinde de belgeleri CD’yle indiren ve bir ‘garezin’ sonucunda sızdıran kızgın bir çocuk olarak nitelendi.
İşin aslı şu: Manning sadece 18 yaşında, ülkesini ve özgürlük davasını savunacağı inancıyla orduya yazıldı. Kısa süre sonra Irak’a gönderildi; kendisine Iraklı sivilleri ABD’nin yeni Iraklı müttefiklerine teslim etmesi emredildi. Teslim ettiği insanların işkencelerden geçirildiğine tanık oldu.
Bu insanların birçoğuna isnat edilen tek ‘suç’, işgale veya iktidardaki yeni insanlara dair ‘akademik eleştiriler’ yazmaktı. İşkencenin suç olduğunu biliyordu ve ordudaki üstüne gidip neler olduğunu anlattı. Çenesini kapatıp Iraklıları toplamaya devam etmesi söylendi.
Manning, 21 yaşında bu zalimliğe suç ortağı olmamak için, cesur bir tercihte bulundu: İnsan haklarını kendi çıkarlarının önüne koymak. ABD’nin 15 bin Iraklının ölümünü örtbas ettiğini ve iktidara yerleştirdiği Iraklıların işkenceyi sürdürmesine fiilen izin veren bir politikası olduğunu açığa vuran belgeleri buldu ve Amerikan halkının bunları görmesini sağlamanın ahlâki yükümlülüğü olduğuna karar verdi.
Masumların işkenceden geçirilmesi ve öldürülmesi gibi büyük suçları önlemek için kanıtları sızdırmak gibi küçük bir suç işledi. Yedi aydır tek başına bir hücrede tutuluyor; birçok tutuklunun aklını kaçırmasına yol açan ve ABD Ulusal Cezaevleri Komisyonu’nun ‘işkenceden farksız’ diye nitelediği bir cezalandırma bu. En az 80 yıl hapse çarptırılması bekleniyor. İşkenceye izin verenlerse en ufak bir ceza almıyor. Manning’in kararı ‘öfke nöbeti’ değil; adalet ve özgürlüğü savunmak konusunda 2010’un en hayranlık verici tavırlarından biriydi.
- Liberya’nın güneşi Sirleaf
İki: Ellen Johnson -Sirleaf. Ekranlarda sıklıkla arz-ı endam eden tek Afrikalı lider, hırıldayan psikopat, Zimbabve Cumhurbaşkanı Robert Mugabe; ekranlara çıkıp çaresizlik mesajları veriyor. Tam zıt kutbunda yer alan şahsıysa nadiren duyuyoruz.
2005’te Liberyalı kadınlar, kitleler halinde Afrika tarihinin ilk kadın devlet başkanını seçmek için sandıklara gitmişti. Bugünün Liberya Cumhurbaşkanı Ellen Johnson-Sirleaf, o dönemde diktatörler tarafından sırf demokrasi talep ettiği için hapse atılan 62 yaşında bir büyükanneydi. 14 yıllık iç savaşla dağılan ülkede güneş gibi doğdu; Liberya devletinin nihayet halkın iradesine biat etmesini sağlayacağını söyledi ve dediğini yaptı.
1992’den bu yana ilk kez elektriği tekrar tesis etti. Okula giden çocukların sayısını yüzde 40 arttırdı. Tecavüzcülere ilk kez hapis cezası getirdi. Şimdi özgür ve adil bir seçimde tekrar seçilmek için yarışıyor. Ona baktıkça, Afrika’nın yol kenarlarında sırtlarında ağır yüklerle yürüyen kadınları düşünüyorum ve kendilerine izin verildiğinde neler başaracaklarını biliyorum.
- Yoksulun dostu Sanders
Üç: Senatör Bernie Sanders. 2010’da Amerikan demokrasisinin şirketler ve süper-zenginler tarafından rehin alınması süreci neredeyse tamamlandı. ABD’de zenginlerden muazzam kampanya fonları kapmaksızın seçim yarışına giren neredeyse hiçbir siyasetçi göremiyoruz. Bu nedenle seçildiklerinde haliyle sıradan Amerikalılar yerine zenginlerin çıkarlarına hizmet etmek zorunda hissediyorlar. Bunun sonuçlarını her yerde görebiliyoruz.Bir resesyonda, süper-zenginler için vergi kesintileri yapılırken, en yoksul Amerikalılardan alınan vergiler arttırıldı. Zira Obama da bu konuda Cumhuriyetçilerle anlaştı.
Fakat bir Amerikalı siyasetçi var ki, diğerlerinin yapamadığını yaptı ve Amerika’da demokratik bir siyaset tarzının hâlâ mümkün olduğunu gösterdi. Bernie Sanders 2006’da Vermont’ta bağımsız sosyalist aday sıfatıyla katıldığı seçimi, oyların yüzde 65’ini toplayarak kazandı. Büyük paraları reddedip sıradan vatandaşlarla örgütlenerek, hırsızlara karşı insanların çıkarlarını savunmaya söz vererek kazandı. Sosyalist programıyla en muhafazakâr kesimlerden bile birinci çıktı ve seçilince sözünü tuttu.
Sanders, gerçek bir sağlık güvencesi yasası talep etti, cihatçı üreten feci savaşların sona ermesi için büyük gayret gösterdi, Obama’nın ilkelerini ve halkını satmasını tek başına engelleme çabasıyla Senato’da dokuz saat boyu ayakta durmasıyla Amerika’nın imgeleminde yer etti. Demokrasi işte bunun gibi bir şey.
- Mücadeleci Suudi kadınlar
Dört: Baskıya karşı direnen Suudi Arabistanlı kadınlar. Suudi kadın hakları savunucusu Vecihe Huvaydar gibi mücadeleci kadınlar, kendilerine araba kullanmayı, yüzlerini kamusal alanda göstermeyi ve hatta erkek ‘koruyucusunun’ izni olmaksızın tedavi edilmeyi yasaklayan baskıcı bir yönetime karşı ellerinden geldiğince direnmeye çalışıyor.
Sokaklarda şeriat yasalarını uygulayan ve özgür iradesini ifade eden kadınları kırbaçlayan siyahlara bürünmüş adamlar dolaşıyor.
Suudi kadınlar en az İranlı kadınlar kadar korkunç muamele görüyor ama onları ezenler, hükümetlerimizin müttefiki olduğu için, onlar hakkında hiçbir şey duymuyorsunuz.
Huvaydar, kız kardeşlerinin mücadele ederken kırbaçlandıklarını anlatırken soruyor: “Milyonlarca kadının çığlığı niye duyulmuyor ve niye dünyanın hiçbir yerinden tek bir kişi bile karşılık vermiyor?”
- İlham kaynağı Avatar
Beş: Gerçek N’avi. Hindistan’ın Kalahandi bölgesindeki insanlar, ‘Avatar’ filminde kendi hikâyelerini gördü. Binlerce yıldır barış içinde yaşadıkları toprakları, Vedanta adlı Batılı bir boksit madeni şirketi tarafından gözlerinin önünde imha ve talan ediliyordu. Yerel protestocular, uluslararası dayanışma çağrıları yaptılar. Böylece Vedanta’nın Londra’daki toplantıları, N’avi gibi giyinmiş insanlar tarafından kuşatıldı. Hint hükümeti sonunda koordineli küresel demokratik baskıya karşılık verdi, şirketin ‘yasayı tümüyle çiğnediğini’ kabul etti. Gerçek N’avi kazandı. Topraklarını kurtardılar.
2011’de bütün o pespaye, berbat haberleri kapatıp buna benzer insanlara dair daha fazla gerçek haber duymaktan hepimiz faydalanabiliriz. Böylece biraz olsun onlara benzemek konusunda kararlılık gösterebiliriz.
-Radikal-
29 Aralık 2010 Çarşamba
22 Aralık 2010 Çarşamba
Van'dan çağrı var !..
Haydi arkadaşlar hergün okula gitmek için yırtık papuçlarla 3 - 4 kilometreyi yürüyen kardeşlerimize yardım edelim. Onları gericilerin bölücülerin eline bırakmayalım!.
Van ADD başkanı Murat Yiğit'in mektubu :
HİÇ UMUDUMU KAYBETMEMİŞTİM ARTIK BİR DALIMIZ KIRIK KANADIMIZ YARALI...
Evet sevgili dostlar ben ve dava arkadaşlarım uzun süredir doğuda her türlü örgüt ve cemaatle mücadele ediyoruz.Nerdeyse hergün tehditler aldık,kapımıza bombalar bırakıldı ,
Siyasi iktidar tarafından engellenmek istendik ama yılmadık devam ettik.17 ayda binlerce insana Atatürkü anllattık.
Seçimlerde CHP nin 800 oy aldığı yerde halkın içine indik Refarandumda PKK nın en etkin olduğu yerlerde 13 bin HAYIR çıkardık.
Hiç umudumu kesmemiştim taaki bugün bir cemaatçi hocanın bana bakalım kaç öğrenci giydireceksiniz diyinceye kadar.
Bugün kampanyamızın 13.günü ve şuan elimizde sadece 9 bot var.
Evet artık burda hr cephede canıyla savaşan ben ve dava arkadaşlarımın dalı kolu kanadı kırıldı hep umudumuz vardı sizlerle bizlere destek olacağınızı yanlız bırakmayacağınızı sanıyorduk.
Ama şimdi yolda arkamıza baktık sadece arkamızda bize gülen alay etmeye başlayan bölücüler gericiler cemaatçiler kalmış.
TEŞEKKÜRLER TÜM ATATÜRK CUMHURİYETİNİ SAVUNAN DOSTLARIMA DAVA ARKADAŞLARIMA.
(İletişim, Murat Yiğit : 0 532 334 07 18)
Hesap No : Denizbank Van Şub. 2500-665216-351
IBAN : TR35 0013 4000 0006 6521 6000 01
Van ADD başkanı Murat Yiğit'in mektubu :
HİÇ UMUDUMU KAYBETMEMİŞTİM ARTIK BİR DALIMIZ KIRIK KANADIMIZ YARALI...
Evet sevgili dostlar ben ve dava arkadaşlarım uzun süredir doğuda her türlü örgüt ve cemaatle mücadele ediyoruz.Nerdeyse hergün tehditler aldık,kapımıza bombalar bırakıldı ,
Siyasi iktidar tarafından engellenmek istendik ama yılmadık devam ettik.17 ayda binlerce insana Atatürkü anllattık.
Seçimlerde CHP nin 800 oy aldığı yerde halkın içine indik Refarandumda PKK nın en etkin olduğu yerlerde 13 bin HAYIR çıkardık.
Hiç umudumu kesmemiştim taaki bugün bir cemaatçi hocanın bana bakalım kaç öğrenci giydireceksiniz diyinceye kadar.
Bugün kampanyamızın 13.günü ve şuan elimizde sadece 9 bot var.
Evet artık burda hr cephede canıyla savaşan ben ve dava arkadaşlarımın dalı kolu kanadı kırıldı hep umudumuz vardı sizlerle bizlere destek olacağınızı yanlız bırakmayacağınızı sanıyorduk.
Ama şimdi yolda arkamıza baktık sadece arkamızda bize gülen alay etmeye başlayan bölücüler gericiler cemaatçiler kalmış.
TEŞEKKÜRLER TÜM ATATÜRK CUMHURİYETİNİ SAVUNAN DOSTLARIMA DAVA ARKADAŞLARIMA.
(İletişim, Murat Yiğit : 0 532 334 07 18)
Hesap No : Denizbank Van Şub. 2500-665216-351
IBAN : TR35 0013 4000 0006 6521 6000 01
21 Aralık 2010 Salı
Seninki kaç santim? - Greenpeace
"2050’de dünyadaki balık stokları tükenecek. Denizleri hala sonsuz bereket kaynağı olarak görüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Büyük balıkların %90’ı çoktan yakalandı. Toplam balık stoklarının %60’ı bitti. Gerı kalan %40 ise 40 yıl içinde son bulacak. Balıkların bittiği gün deniz yaşamı da bitecek."
Tıklayınız >> Seninki kaç santim? - Greenpeace:
Tıklayınız >> Seninki kaç santim? - Greenpeace:
baba beni okula gönder - bağış & kermes
Otomatik ödeme ile düzenli olarak burs vermek ayda 44 TL..
3 sinema yada 5 öğlen yemeği yada 7 paket sigara yada iki taksi parası olarakta tanımlayabileceğimiz 44 TL
Kardelen kardeşlerimiz için okumak demek..
okumak demek onların da bizler gibi meslek sahibi olup
onların da birgün yeni kardelenlere burs vermesi demek...
gelin deneyelim bir süre 44 TL bizi ne kadar etkiler yada etkilemez görelim..
http://www.bbog.org/
Ayrıca pek yakın zamanda düzenleyeceğim kermes ile geliri Baba Beni Okula Gönder projesine bağışlıyoruz. Bunun için şimdiden satışa çıkarabileceğiniz kitap dvd çerçeve ev eşyası çanta eldiven aksesuar giysi ne var ne yok düşünmeye başlayın :)
Ben bir ikinci el tutkunu olarak sahip olacağım eski ve orjinal eşyalar için sabırsızlanıyorum.
HAYDİ OKUMAYAN KIZIMIZ KALMASIN!..
3 sinema yada 5 öğlen yemeği yada 7 paket sigara yada iki taksi parası olarakta tanımlayabileceğimiz 44 TL
Kardelen kardeşlerimiz için okumak demek..
okumak demek onların da bizler gibi meslek sahibi olup
onların da birgün yeni kardelenlere burs vermesi demek...
gelin deneyelim bir süre 44 TL bizi ne kadar etkiler yada etkilemez görelim..
http://www.bbog.org/
Ayrıca pek yakın zamanda düzenleyeceğim kermes ile geliri Baba Beni Okula Gönder projesine bağışlıyoruz. Bunun için şimdiden satışa çıkarabileceğiniz kitap dvd çerçeve ev eşyası çanta eldiven aksesuar giysi ne var ne yok düşünmeye başlayın :)
Ben bir ikinci el tutkunu olarak sahip olacağım eski ve orjinal eşyalar için sabırsızlanıyorum.
HAYDİ OKUMAYAN KIZIMIZ KALMASIN!..
20 Aralık 2010 Pazartesi
kitapix - kitaplık
Evlenenler, evini yenileyenler, mevcut kitaplığına sığamayanlar,,,
Kitaplık bulmak zor zanaat, ben de aylarca aramış ve google keşiflerim sayesinde bu siteye rastlamıştım.
http://www.kitapix.com/
Hiçbir referans almaksızın hislerime güvenip risk aldım ve siparişimi verdim.
Kitaplık tam anlaştığımız sürede geldi, kurulumu karmaşık değildi ve 1 buçuk yıldır memnuniyetle kullanıyorum.
Şuan Totem kitaplık kullanıyoruz daha büyük bir eve geçersek bir Totem daha isteyeceğim..
Kitaplık bulmak zor zanaat, ben de aylarca aramış ve google keşiflerim sayesinde bu siteye rastlamıştım.
http://www.kitapix.com/
Hiçbir referans almaksızın hislerime güvenip risk aldım ve siparişimi verdim.
Kitaplık tam anlaştığımız sürede geldi, kurulumu karmaşık değildi ve 1 buçuk yıldır memnuniyetle kullanıyorum.
Şuan Totem kitaplık kullanıyoruz daha büyük bir eve geçersek bir Totem daha isteyeceğim..
15 Aralık 2010 Çarşamba
gelin hayat kurtaralım
Efe BOZ' un ölümünü "Tamamen tesadüf ve müessif bir kaza" , "Kader" , "Efe Yaramazdı" , "Sakin olun büyütecek bir şey yok" demeyi seçtiler. Efe BOZ'un ölümünün deyim yerindeyse çok olağan olduğunu ve ailenin de ihmal olmadığına ikna olduğunu söyleyerek yalan söylediler.
Ailesi, Efe BOZ'un ölümünden sorumlu olan okul yönetimi ve olaya gereken özeni göstermeyen ilçe milli eğitim müdürü başta olmak üzere küçükten büyüğe tüm sorumluların görevden alınmasını talep ediyor.
Efe ile aynı dönemde 4 farklı okulda 5 çocuk daha ihmal ve tedbirsizlik sonucunda yaşamını yitirmişti.
Efe'nin ölümüne "büyütmeyin" diyen, "takdiri ilahi" diyen zihniyetin sonunu biz getireceğiz.
Büyütüyoruz: çünkü bu zihniyetin sonu başka kardeşlerimizin yaşama şansı olacak.
Okulların düzenli olarak denetlenebilmesi ve kardeşlerimizin daha güvenli şartlarda eğitim görebilmeleri için
http://www.efeboz.com/
14 Aralık 2010 Salı
gönüllü olmak

artık kayıtsız kalmak istemeyen.. birşeyler yapmak isteyen.. ama ne yapacağını bilemeyen..
"nereden başlasam nasıl anlatsam" diyen arkadaşlar
gelin buradan başlayalım,, neler yapabileceğimize bir bakalım..
herşey aşağıdaki linke tıklayıp alanları incelemekle başlayacak
eminim biri sizin için de uygun.
Not: tavsiye eden gönüllü kısmında (ben seçil esen ve başvuru numaram d488ef4 ) beni söyleyebilirseniz sevinirim, portföyüme hoşgeldiniz : bir taşla iki kuş :))
geçmiş gündem
Uzun zaman oldu görüşmeli..
Araya birkaç bayram birkaç doğum günü arkadaşlarla buluşmalar asmalı akşamları kahvaltılar sinemalar girdi.
Araya birkaç bayram birkaç doğum günü arkadaşlarla buluşmalar asmalı akşamları kahvaltılar sinemalar girdi.
Keşke ülkemin gündemi de bizim haftasonlarımız gibi güzel olsa..
Neler oldu kapak oldu görüşmeyeli, kronolojik sıralama ile huzurlarınızda..
21 Ekim 2010 Perşembe
Duyuru!..
Seçilmiş Notlar İftiharla Sunar!.. :)
Evet artık bu benim gazetem.. diyebileceğim yeni yepyeni dopdolu güçlü bir gazete var
İsmi; Haber Yazan
Aslında yayına başlamadan kısa bir süre önce Mehmet Faraç Bey sayesinde haberdar olmuş
ve büyük günü sabırsızlıkla beklemiş
çıktığı gün de Facebook üzerinden duyurmuştum pek çok arkadaşım okuyor bir süredir
Bloguma yazmak için ancak imkan bulabildim.
Neyse..
Ben artık haberi buradan alıyorum arkadaşlar.
http://www.haberyazan.com/
Neden mi ?
Şimdilik 13 büyük ve çok önemli nedenim var :)
İyi Okumalar..!
Evet artık bu benim gazetem.. diyebileceğim yeni yepyeni dopdolu güçlü bir gazete var
İsmi; Haber Yazan
Aslında yayına başlamadan kısa bir süre önce Mehmet Faraç Bey sayesinde haberdar olmuş
ve büyük günü sabırsızlıkla beklemiş
çıktığı gün de Facebook üzerinden duyurmuştum pek çok arkadaşım okuyor bir süredir
Bloguma yazmak için ancak imkan bulabildim.
Neyse..
Ben artık haberi buradan alıyorum arkadaşlar.
http://www.haberyazan.com/
Neden mi ?
Şimdilik 13 büyük ve çok önemli nedenim var :)
İyi Okumalar..!
28 Eylül 2010 Salı
filmekimi 2010
Hala kapalı olan Emek Sineması'ndan mahrum kalarak olsa da filmekimi 8 Ekim tarihinde başlıyor.
http://filmekimi.org/
Geç kalıp üzülmeyin biran önce programınızı belirleyip biletlerinizi alın derim.
İddialı ve büyük ilgi göreceklerini tahmin ettiğim filmleri sizler için listeledim..
-Umarım ben de hepsini izleyebilirim ve burada birlikte değerlendirebiliriz.-
-Başka Bir Yerde
-İnsanlar ve Tanrılar
-Benim Güzel Oğlum Ne Yaptın Sen
-New York I Love You
-Sosyalizm
-Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor
http://filmekimi.org/
Geç kalıp üzülmeyin biran önce programınızı belirleyip biletlerinizi alın derim.
İddialı ve büyük ilgi göreceklerini tahmin ettiğim filmleri sizler için listeledim..
-Umarım ben de hepsini izleyebilirim ve burada birlikte değerlendirebiliriz.-
-Başka Bir Yerde
-İnsanlar ve Tanrılar
-Benim Güzel Oğlum Ne Yaptın Sen
-New York I Love You
-Sosyalizm
-Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor
17 Eylül 2010 Cuma
İhtiyarlık Kaç Yaşında Başlar?
Kristof Kolomb Amerika’yı keşfe çıktığı ilk yolculuğunda 50 yaşını çoktan aşmış ...durumdaydı.
Pasteur kuduz asısını bulduğunda 60 yaşındaydı.
Mimar Sinan, Süleymaniye camisini bitirdiğinde 70 yaşını geçmişti. Selimiye camisini tamamladığında ise 86 olmuştu.
Galileo, ayın günlük ve aylık çizimlerini yaparken 73 yaşındaydı.
Charlie Chaplin, 76 yaşında film yönetmenliği yaparak hala işinin başındaydı.
Goethe, en büyük eseri Faust'u ölümünden bir yıl önce, yani 82 yaşında bitirmişti.
Nobel ödüllü Alman doktor Albert Schweitzer 88 yaşına rağmen Afrika hastanelerinde durmaksızın çalışarak ameliyat yapıyordu.
Ressam Titian 99 yaşında hayata gözlerini yumdu. "Lepanto Savaşı" adlı ünlü tablosunu ölümünden bir yıl önce tamamladı.
Dört defa İngiltere başbakanı seçilen Gladstone, son kez göreve geldiğinde yaşı 83'du.
Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir.
İnsan, kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır.
Cesareti derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır.
Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.
Hiç kimse fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz. İnsanları ihtiyarlatan, ideallerinin gömülmesidir. Seneler cildi buruşturabilir. Fakat heyecanların teslim edilmesi ruhu buruşturur. İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar
İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır.
Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz.
Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar. Nefesiniz daralır ama görüş alanınız genişler.
"Beynimiz yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan genç sayılır."
William GLADSTONE
Pasteur kuduz asısını bulduğunda 60 yaşındaydı.
Mimar Sinan, Süleymaniye camisini bitirdiğinde 70 yaşını geçmişti. Selimiye camisini tamamladığında ise 86 olmuştu.
Galileo, ayın günlük ve aylık çizimlerini yaparken 73 yaşındaydı.
Charlie Chaplin, 76 yaşında film yönetmenliği yaparak hala işinin başındaydı.
Goethe, en büyük eseri Faust'u ölümünden bir yıl önce, yani 82 yaşında bitirmişti.
Nobel ödüllü Alman doktor Albert Schweitzer 88 yaşına rağmen Afrika hastanelerinde durmaksızın çalışarak ameliyat yapıyordu.
Ressam Titian 99 yaşında hayata gözlerini yumdu. "Lepanto Savaşı" adlı ünlü tablosunu ölümünden bir yıl önce tamamladı.
Dört defa İngiltere başbakanı seçilen Gladstone, son kez göreve geldiğinde yaşı 83'du.
Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir.
İnsan, kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır.
Cesareti derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır.
Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.
Hiç kimse fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz. İnsanları ihtiyarlatan, ideallerinin gömülmesidir. Seneler cildi buruşturabilir. Fakat heyecanların teslim edilmesi ruhu buruşturur. İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar
İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır.
Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz.
Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar. Nefesiniz daralır ama görüş alanınız genişler.
"Beynimiz yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan genç sayılır."
William GLADSTONE
Sahaf festivali bizi bekler..
Birbirinden değerli koleksiyonların, eserlerin yer aldığı Beyoğlu Sahaf Festivali Taksim Gezi Parkı'nda bugün başladı.
Kadıköy, Moda, Sarıyer, Ortaköy, Beyazıt, Şişli ve Beyoğlu başta olmak üzere İstanbul’un birçok ilçesinden ve semtinden toplam 74 sahaf
Taksim'deki Beyoğlu Sahaf Festivali'nde buluşacaklar.
Değerli koleksiyonlar, antika kitaplar,ikinci el yayınlar, kartpostallardan sigaralıklara, siyah-beyaz hatıra fotoğraflardan sinema afişlerine kadar pek çok eşya sergilenirken
120 değerli kitabın yer aldığı müzayede düzenlenecek.
Bu yıl dördüncüsü düzenlenen festival 28 Eylül’e kadar her gün sabah 10.00’dan gece 24.00’e kadar açık.
Geçen yıl ki festivalde birbirinden güzel kitapları çok ucuza alma imkanım olmuştu, gidip görmenizi tavsiye ederim.
Kadıköy, Moda, Sarıyer, Ortaköy, Beyazıt, Şişli ve Beyoğlu başta olmak üzere İstanbul’un birçok ilçesinden ve semtinden toplam 74 sahaf
Taksim'deki Beyoğlu Sahaf Festivali'nde buluşacaklar.
Değerli koleksiyonlar, antika kitaplar,ikinci el yayınlar, kartpostallardan sigaralıklara, siyah-beyaz hatıra fotoğraflardan sinema afişlerine kadar pek çok eşya sergilenirken
120 değerli kitabın yer aldığı müzayede düzenlenecek.
Bu yıl dördüncüsü düzenlenen festival 28 Eylül’e kadar her gün sabah 10.00’dan gece 24.00’e kadar açık.
Geçen yıl ki festivalde birbirinden güzel kitapları çok ucuza alma imkanım olmuştu, gidip görmenizi tavsiye ederim.
15 Eylül 2010 Çarşamba
12 Eylül Meselesi..
Fırtınalı bir referandum sürecini bundan 3 gün önce atlattık. Bayram -basketbol - seçim birbirine karıştı ve fırtına sonrası yerini pek çoğumuz için yorgunluk, umutsuzluk, tükenmişlik, bıkkınlık, öfke, boşvermişlik ve endişe gibi duygulara bıraktı..
Kimilerimiz için “bu diyarlardan çekip gitme” hissi uyandı ilk saatler ama hemen silkindik ve yapmamız gerekeni hatırladık; kalmak,anlamak ve anlatmak..
İnternet sitelerinde en çok rastladığım ileti ise şu oldu ; Cahil bir toplum,özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz.Sadece seçim yaptığını zanneder.Cahil toplumla seçim yapmak,okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır. Böyle bir seçimle iktidara gelenler,düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir.- Friedrich Nietzsche-
Demokratik bir seçim oldu hazmetmesini öğrenin, halkın sağduyusuna iradesine saygı duyun diyenler, hatta olayı ya saygı duy ya terk et e vardırıp bizi kovanlar ve çok ama çok büyük çoğunlukla nasıl da koyduk ama hahaa şeklinde şevinç sergileyen fanatikler günlerdir yine internet sitelerinde yazdı çizdi.
-Ben bu noktada her iki görüşe de artık sessiz kalamıyorum. Zaten beni bu blogu hazırlamaya iten yegane amaçta bu oldu. Cevap vermek.. Bana sorulmamış ancak insanların ne düşündüklerini bilmek istediğim ve buradan bir empatiyle benim ne düşündüğümün de bilinmek istenebileceği ihtimaline ulaştığım bir cevap.-
Biz referandumun anlamını ve amacını bilmeyen iki kişi bulsakta Evet’in meydanlarda afişlerde söylenmeyen kısımlarını anlatsak, kendilerine uzatılan 29 maddelik elmanın içinde görünmeyen minik kurdun nasıl da büyüyüp bir yılana dönüşebileceğini aktarsak derken -işin kötüsü çevremizde bir tane bile evet’çi bulamazken- camilerde imamlar yüzlercesine ulaştı. Diyanet, valilikler, kaymakamlıklar tüm imkanlarını seferber etti. Taraf olan bertaraf oldu, kah darbeci oldu hayır diyenler kah ruh hastası ve aptal kah konsomatris oldu. Bu şartlar altında hala demokrasiden bahsetmekteki çelişki artık ideolojik körlükten başka birşey olmuyor. Ben daha fazla birşey demiyim bunlara.. Türkiye’deki biat kültürünün yaygınlaştığını göremeyenler için dönüpte şu referandum öncesi ortama bakmalarını önermekten başka ne yapılabilir, gerçekten bilemiyorum.
Öte yandan tüm faturayı cahil halka kesme yaklaşımı da son derece sorgulanması gereken bir durum. Bir kere bu cümlede adı geçen cahil nedir, nerede yaşar, ne mezunudur, diploma derecesi nedir, kaç kitap okumak gerek cahil olmamak için ve bu kitaplar nelerdir?? Bir yanda cahil addedilmiş ekmek kavgasında,emekleri ve inançlarından devşirilmiş değerlerin utanmaz asalaklarını görme imkanı tanınmamış halk.. Diğer yanda biat kültürünün peşinden gitmekte güven duygusu bulan ne anlama geldiğini kavrayamadığı demokrasinin savunucusu olmuş, sağduyusunun üstünlüğünden emin diplomalı şehirli kitle.
Cahil nedir? Buna cevap vermek artık yoruma açık.. Ancak Nietzsche düşüncesindeki faturanın kesildiği cahil toplum için söylenecek başka bir söz daha var; “Tarih, kendi öz çıkarı peşinde koşan bireyin etkinliğinden başka bir şey değildir.” Marx. Peki halk kendi kısa vadeli çıkarlarının peşinden koşarken uzun vadeli çıkarları görme konusunda hata yapamaz mı? Peki yanıldıklarını anladıkları zaman ne olacak? Halkın hata yapmayacağını savunup halkın sağduyusuna güvenmek gerek diyenlere sorum; 6 milyon Yahudiyi öldüren hitler halkının sağduyusu neredeydi? Yoksa basit bir dille kandırılmışlar mıydı?Evet halk kandırılabilir. Halkın kandırıldığını söyleyenleri halk düşmanı ilan edilip “Halk size sandıkta cevabını verecek” diye işaret parmağını sallayanlara cevabım; evet halk kandırılır. Ancak…. Aynı halk ekmekle tuzla kömürle, dinle imanla duayla evlerine çöreklenen oportunistleri, milyonlarca çılgın Türk’ü aynı topraklarda tek bir yürekte toplamış Atatürk İlkelerini sözde evrensel hukuk demokrasi kılıflarıyla yıkıp faşizmi getirmek isteyenleri bugün de gelecekte de hep hayal kırıklığına uğratacaktır. Bu dünya üzerinde hep böyle olmuştur. Takke hep düşmüş faşizm hep görünmüştür.
İki defa 12 Eylül yaşayan bir ülke iki defa 19 Mayıs yaşayabilir de..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















