28 Eylül 2010 Salı

filmekimi 2010

Hala kapalı olan Emek Sineması'ndan mahrum kalarak olsa da filmekimi 8 Ekim tarihinde başlıyor.

http://filmekimi.org/

Geç kalıp üzülmeyin biran önce programınızı belirleyip biletlerinizi alın derim.

İddialı ve büyük ilgi göreceklerini tahmin ettiğim filmleri sizler için listeledim..
-Umarım ben de hepsini izleyebilirim ve burada birlikte değerlendirebiliriz.-

-Başka Bir Yerde
-İnsanlar ve Tanrılar
-Benim Güzel Oğlum Ne Yaptın Sen
-New York I Love You
-Sosyalizm
-Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor

17 Eylül 2010 Cuma

İhtiyarlık Kaç Yaşında Başlar?

Kristof Kolomb Amerika’yı keşfe çıktığı ilk yolculuğunda 50 yaşını çoktan aşmış ...durumdaydı.
Pasteur kuduz asısını bulduğunda 60 yaşındaydı.
Mimar Sinan, Süleymaniye camisini bitirdiğinde 70 yaşını geçmişti. Selimiye camisini tamamladığında ise 86 olmuştu.
Galileo, ayın günlük ve aylık çizimlerini yaparken 73 yaşındaydı.
Charlie Chaplin, 76 yaşında film yönetmenliği yaparak hala işinin başındaydı.
Goethe, en büyük eseri Faust'u ölümünden bir yıl önce, yani 82 yaşında bitirmişti.
Nobel ödüllü Alman doktor Albert Schweitzer 88 yaşına rağmen Afrika hastanelerinde durmaksızın çalışarak ameliyat yapıyordu.
Ressam Titian 99 yaşında hayata gözlerini yumdu. "Lepanto Savaşı" adlı ünlü tablosunu ölümünden bir yıl önce tamamladı.
Dört defa İngiltere başbakanı seçilen Gladstone, son kez göreve geldiğinde yaşı 83'du.
Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir.
İnsan, kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır.
Cesareti derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır.
Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.
Hiç kimse fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz. İnsanları ihtiyarlatan, ideallerinin gömülmesidir. Seneler cildi buruşturabilir. Fakat heyecanların teslim edilmesi ruhu buruşturur. İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar
İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır.
Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz.
Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar. Nefesiniz daralır ama görüş alanınız genişler.
"Beynimiz yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan genç sayılır."
William GLADSTONE

Sahaf festivali bizi bekler..

Birbirinden değerli koleksiyonların, eserlerin yer aldığı Beyoğlu Sahaf Festivali Taksim Gezi Parkı'nda bugün başladı.
Kadıköy, Moda, Sarıyer, Ortaköy, Beyazıt, Şişli ve Beyoğlu başta olmak üzere İstanbul’un birçok ilçesinden ve semtinden toplam 74 sahaf
Taksim'deki Beyoğlu Sahaf Festivali'nde buluşacaklar.
Değerli koleksiyonlar, antika kitaplar,ikinci el yayınlar, kartpostallardan sigaralıklara, siyah-beyaz hatıra fotoğraflardan sinema afişlerine kadar pek çok eşya sergilenirken
120 değerli kitabın yer aldığı müzayede düzenlenecek.
Bu yıl dördüncüsü düzenlenen festival 28 Eylül’e kadar her gün sabah 10.00’dan gece 24.00’e kadar açık.
Geçen yıl ki festivalde birbirinden güzel kitapları çok ucuza alma imkanım olmuştu, gidip görmenizi tavsiye ederim.


15 Eylül 2010 Çarşamba

12 Eylül Meselesi..

Fırtınalı bir referandum sürecini bundan 3 gün önce atlattık. Bayram -basketbol - seçim birbirine karıştı ve fırtına sonrası yerini pek çoğumuz için yorgunluk, umutsuzluk, tükenmişlik, bıkkınlık, öfke, boşvermişlik ve endişe gibi duygulara bıraktı..
Kimilerimiz için “bu diyarlardan çekip gitme” hissi uyandı ilk saatler ama hemen silkindik ve yapmamız gerekeni  hatırladık; kalmak,anlamak  ve anlatmak..
İnternet sitelerinde en çok rastladığım ileti ise şu oldu ; Cahil bir toplum,özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz.Sadece seçim yaptığını zanneder.Cahil toplumla seçim yapmak,okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır. Böyle bir seçimle iktidara gelenler,düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir.- Friedrich Nietzsche-
Demokratik bir seçim oldu hazmetmesini öğrenin, halkın sağduyusuna iradesine saygı duyun diyenler, hatta olayı ya saygı duy ya terk et e vardırıp bizi kovanlar ve çok ama çok büyük çoğunlukla nasıl da koyduk ama hahaa şeklinde şevinç sergileyen fanatikler  günlerdir yine internet sitelerinde yazdı çizdi.
-Ben bu noktada her iki görüşe de artık sessiz kalamıyorum. Zaten beni bu blogu hazırlamaya iten yegane amaçta bu oldu. Cevap vermek.. Bana sorulmamış ancak insanların ne düşündüklerini bilmek istediğim ve buradan bir empatiyle benim ne düşündüğümün de bilinmek istenebileceği ihtimaline ulaştığım bir cevap.-
Biz referandumun anlamını ve amacını bilmeyen iki kişi bulsakta Evet’in meydanlarda afişlerde söylenmeyen kısımlarını anlatsak, kendilerine uzatılan 29 maddelik elmanın içinde görünmeyen minik kurdun nasıl da büyüyüp bir yılana dönüşebileceğini aktarsak derken -işin kötüsü çevremizde bir tane bile evet’çi bulamazken- camilerde imamlar yüzlercesine ulaştı. Diyanet, valilikler, kaymakamlıklar tüm imkanlarını seferber etti. Taraf olan bertaraf oldu, kah darbeci  oldu hayır diyenler kah ruh hastası ve aptal kah konsomatris oldu.  Bu şartlar altında hala demokrasiden bahsetmekteki çelişki artık ideolojik körlükten başka birşey olmuyor. Ben daha fazla birşey demiyim bunlara.. Türkiye’deki biat  kültürünün yaygınlaştığını göremeyenler için dönüpte şu referandum öncesi ortama bakmalarını önermekten başka ne yapılabilir, gerçekten bilemiyorum.
Öte yandan tüm faturayı cahil halka kesme yaklaşımı da son derece sorgulanması gereken bir durum. Bir kere bu cümlede adı geçen cahil nedir, nerede yaşar, ne mezunudur, diploma derecesi nedir, kaç kitap okumak gerek cahil olmamak için ve bu kitaplar nelerdir??      Bir yanda cahil addedilmiş ekmek kavgasında,emekleri ve inançlarından devşirilmiş değerlerin utanmaz asalaklarını görme imkanı tanınmamış halk.. Diğer yanda biat kültürünün peşinden gitmekte güven duygusu bulan ne anlama geldiğini kavrayamadığı demokrasinin savunucusu olmuş, sağduyusunun üstünlüğünden emin diplomalı şehirli kitle.
Cahil nedir? Buna cevap vermek artık yoruma açık.. Ancak Nietzsche düşüncesindeki faturanın kesildiği cahil toplum için söylenecek başka bir söz daha var; “Tarih, kendi öz çıkarı peşinde koşan bireyin etkinliğinden başka bir şey değildir.” Marx. Peki halk kendi kısa vadeli çıkarlarının peşinden koşarken uzun vadeli çıkarları görme konusunda hata yapamaz mı? Peki yanıldıklarını anladıkları zaman ne olacak? Halkın hata yapmayacağını savunup halkın sağduyusuna güvenmek gerek diyenlere sorum; 6 milyon Yahudiyi öldüren hitler halkının sağduyusu neredeydi? Yoksa basit bir dille kandırılmışlar mıydı?Evet halk kandırılabilir. Halkın kandırıldığını söyleyenleri  halk düşmanı ilan edilip “Halk size sandıkta cevabını verecek” diye işaret parmağını sallayanlara cevabım; evet halk kandırılır. Ancak…. Aynı halk ekmekle tuzla kömürle, dinle imanla duayla evlerine çöreklenen oportunistleri, milyonlarca çılgın Türk’ü  aynı topraklarda tek bir yürekte toplamış Atatürk İlkelerini  sözde evrensel hukuk demokrasi kılıflarıyla yıkıp faşizmi getirmek isteyenleri bugün de gelecekte de hep hayal kırıklığına uğratacaktır. Bu dünya üzerinde hep böyle olmuştur. Takke hep düşmüş faşizm hep görünmüştür.
İki defa 12 Eylül yaşayan bir ülke iki defa 19 Mayıs yaşayabilir de..