15 Eylül 2010 Çarşamba

12 Eylül Meselesi..

Fırtınalı bir referandum sürecini bundan 3 gün önce atlattık. Bayram -basketbol - seçim birbirine karıştı ve fırtına sonrası yerini pek çoğumuz için yorgunluk, umutsuzluk, tükenmişlik, bıkkınlık, öfke, boşvermişlik ve endişe gibi duygulara bıraktı..
Kimilerimiz için “bu diyarlardan çekip gitme” hissi uyandı ilk saatler ama hemen silkindik ve yapmamız gerekeni  hatırladık; kalmak,anlamak  ve anlatmak..
İnternet sitelerinde en çok rastladığım ileti ise şu oldu ; Cahil bir toplum,özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz.Sadece seçim yaptığını zanneder.Cahil toplumla seçim yapmak,okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır. Böyle bir seçimle iktidara gelenler,düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir.- Friedrich Nietzsche-
Demokratik bir seçim oldu hazmetmesini öğrenin, halkın sağduyusuna iradesine saygı duyun diyenler, hatta olayı ya saygı duy ya terk et e vardırıp bizi kovanlar ve çok ama çok büyük çoğunlukla nasıl da koyduk ama hahaa şeklinde şevinç sergileyen fanatikler  günlerdir yine internet sitelerinde yazdı çizdi.
-Ben bu noktada her iki görüşe de artık sessiz kalamıyorum. Zaten beni bu blogu hazırlamaya iten yegane amaçta bu oldu. Cevap vermek.. Bana sorulmamış ancak insanların ne düşündüklerini bilmek istediğim ve buradan bir empatiyle benim ne düşündüğümün de bilinmek istenebileceği ihtimaline ulaştığım bir cevap.-
Biz referandumun anlamını ve amacını bilmeyen iki kişi bulsakta Evet’in meydanlarda afişlerde söylenmeyen kısımlarını anlatsak, kendilerine uzatılan 29 maddelik elmanın içinde görünmeyen minik kurdun nasıl da büyüyüp bir yılana dönüşebileceğini aktarsak derken -işin kötüsü çevremizde bir tane bile evet’çi bulamazken- camilerde imamlar yüzlercesine ulaştı. Diyanet, valilikler, kaymakamlıklar tüm imkanlarını seferber etti. Taraf olan bertaraf oldu, kah darbeci  oldu hayır diyenler kah ruh hastası ve aptal kah konsomatris oldu.  Bu şartlar altında hala demokrasiden bahsetmekteki çelişki artık ideolojik körlükten başka birşey olmuyor. Ben daha fazla birşey demiyim bunlara.. Türkiye’deki biat  kültürünün yaygınlaştığını göremeyenler için dönüpte şu referandum öncesi ortama bakmalarını önermekten başka ne yapılabilir, gerçekten bilemiyorum.
Öte yandan tüm faturayı cahil halka kesme yaklaşımı da son derece sorgulanması gereken bir durum. Bir kere bu cümlede adı geçen cahil nedir, nerede yaşar, ne mezunudur, diploma derecesi nedir, kaç kitap okumak gerek cahil olmamak için ve bu kitaplar nelerdir??      Bir yanda cahil addedilmiş ekmek kavgasında,emekleri ve inançlarından devşirilmiş değerlerin utanmaz asalaklarını görme imkanı tanınmamış halk.. Diğer yanda biat kültürünün peşinden gitmekte güven duygusu bulan ne anlama geldiğini kavrayamadığı demokrasinin savunucusu olmuş, sağduyusunun üstünlüğünden emin diplomalı şehirli kitle.
Cahil nedir? Buna cevap vermek artık yoruma açık.. Ancak Nietzsche düşüncesindeki faturanın kesildiği cahil toplum için söylenecek başka bir söz daha var; “Tarih, kendi öz çıkarı peşinde koşan bireyin etkinliğinden başka bir şey değildir.” Marx. Peki halk kendi kısa vadeli çıkarlarının peşinden koşarken uzun vadeli çıkarları görme konusunda hata yapamaz mı? Peki yanıldıklarını anladıkları zaman ne olacak? Halkın hata yapmayacağını savunup halkın sağduyusuna güvenmek gerek diyenlere sorum; 6 milyon Yahudiyi öldüren hitler halkının sağduyusu neredeydi? Yoksa basit bir dille kandırılmışlar mıydı?Evet halk kandırılabilir. Halkın kandırıldığını söyleyenleri  halk düşmanı ilan edilip “Halk size sandıkta cevabını verecek” diye işaret parmağını sallayanlara cevabım; evet halk kandırılır. Ancak…. Aynı halk ekmekle tuzla kömürle, dinle imanla duayla evlerine çöreklenen oportunistleri, milyonlarca çılgın Türk’ü  aynı topraklarda tek bir yürekte toplamış Atatürk İlkelerini  sözde evrensel hukuk demokrasi kılıflarıyla yıkıp faşizmi getirmek isteyenleri bugün de gelecekte de hep hayal kırıklığına uğratacaktır. Bu dünya üzerinde hep böyle olmuştur. Takke hep düşmüş faşizm hep görünmüştür.
İki defa 12 Eylül yaşayan bir ülke iki defa 19 Mayıs yaşayabilir de..


2 yorum:

Mesut YALGIN dedi ki...

seçilcim, son derece güzel bir yazı. demokrasiden dem vurmayıp faşist uygulamalarıyla bizi çileden çıkaran iktidarın yaptıklarından gördüğüm kadarıyla sen de dolmuşsun. ben cahilin bir tanımını yapmak istiyorum. bu ülkede o kadar bakanlık var. sadece ikisinin başında de "milli" ibaresi var. birincisi milli savunma bakanlığı. bu konuda kimsenin itirazı olacağını sanmıyorum. yani bir ordu ülkesini savunmak için milli olmalı. bu noktada bir sorun yok. ancak ikinci milli ibareli bakanlığımız olan milli eğitim bakanlığında neden milli ibaresi olduğunun, milli eğitimin ne demek olduğunun geniş kitlelerce anlaşılmadığını düşünüyorum. bu ülkede diplomalı, akademisyen kimlikli, bir eğitim-öğretimden geçmiş ancak "milli" eğitimden geçmemiş çok sayıda sözde aydın olduğunu düşünüyorum. yüce önder atatürk'ün şu sözünü de dikkate aldığımızda "Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize tahilin hududu ne olursa olsun, en evvel , her şeyden evvel Türkiye'nin istiklaline ,temeli benliğine, milli geleneklerine düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir." bana göre milli eğitimden geçmemiş çok sayıda diplomalı cahil olduğunu düşünüyorum. öyle ki bunlar cumhuriyet aleyhinde faaliyetlerde bulunuyorlar ancak köylü değiller, öğretmen, doktor, savcı, komiser, iş adamı vb. birçok önemli meslek icra ediyorlar. benim için cahilliğin ölçüsü budur. özetle cumhuriyetin değerlerinin tüm vatan sathına ulştırılamadığını ve malum çevrelerce ideolojik, gerçek hayata uygulamamaz, halka uzak, soyut, dogmalar yığını gibi gösterildiğini görüyorum. bu tersine çevrilmediği sürece, milletimiz dünyaya Atatürkçülük gözlüğüyle bakmadığı sürece, milletimizin dini duyguları da istismar edilmeye devam edilecek ve işgal edildiğinin de farkında olmayacaktır. Aydınlık günler için en büyük düşmanımız karanlıkla, cehaletle savaşmaya devam etmekten başka yapacak hiçbirşeyimiz yok.

Adsız dedi ki...

Huzur içinde uyu Aziz Nesin...